Aydınlanma Gelen Mekanlar

İlham veren mekanlar, kafeler ve çalışma alanlarıyla ilgili yüzlerce içerik okumuşsunuzdur. Şimdi aksine bu bir tavsiye yazısı değil, zaten hep gittiğiniz ama düşündüğünüzü düşünmediğiniz yerleri anlatan bir yazı olacak. Evet size aydınlanma gelen, ilham veren, zihin açan tuhaf mekanlardan bahsetmek istiyorum. Fazlasıyla kişisel olmakla birlikte pek çoğunuzun yapıp da dillendirmediği şeylerden biri olduğunu düşünüyorum.

Bunlardan benim için en bariz olanı uzun seyahatler yaptığım metro- metrobüs hatları. İster oturayım ister zar zor ayakta durayım, kurduğum hayallerin, aklıma gelen fikirlerin haddi hesabı yok. Bu fikirler dünyayı değiştirecek şeyler olmuyor elbette ama kastettiğim şey örneğin evdeki dolabın yerini değiştirmek, açıköğretime başvurmak, bölüm değiştirmek, çok para kazandıracak şok fikirler bulmak, metroda gördüğüm bir kızın saçını beğenip saçımı boyatmak veya kestirmek, bankada kalan paramın hesabını yapıp beğendiğim çantayı alıp almayacağıma karar vermek, akşam yapacağım yemeği bulmaya çalışmak, ne olacağımı ve geleceğimi düşünmek, önümüzdeki birkaç gün veya haftayı planlamak, daha düzenli hayatıma dair radikal kararlar almak, spora veya diyete başlamaya karar vermek, buluşmayı bekleyen 5 arkadaşım arasından seçim yapıp diğerlerine geçerli bahaneler bulmak, tatil zamanlarımı ve sürelerini hesaplamaya çalışmak, sınavıma kalan günleri saymak veya sınava kalan son günse de konuları akıldan bölmeye çalışmak olabilir. Hepsinin de dışında bazen “Bu iş böyle gitmez, 23 yıldır neler yaptım, ben iyi bir insan mıyım, insanlar beni nasıl görüyor, dün onu kırdım mı, her şeyi düzeltmeliyim, para biriktirmeliyim, burası da yaşanacak gibi değil, dünya nereye gidiyor, şuan buradaki herkes ne düşünüyor, akıl okumak mümkün müdür, geleceğimi gerçekten bilmek ister miydim?” gibi hayatı feci sorgulatan felsefik yerlere giden şeyler de düşündüğüm oluyor. Bize felsefe yolda olmaktır diye öğretildi, bu yolu neden metroyla gitmeyelim ki?

Bu garip ve düşündüğünüzü fark etmediğiniz mekanlara metroların yürüyen merdivenleri, banka kuyruklarını, yemekhane sıralarını, çorba karıştırdığınız veya yeşil ışığı beklediğiniz anları ve plaza asansörlerini de ekleyebiliriz. Ne düşündüğünüz bulunduğunuz gere göre de değişiyor tabi. Plaza asansörleri mesela kendimi hem en özgüvenli hem de en ezik hissettiğim yerlerden biridir. Genelde mülakata gidiyor olurum ve kendimi süper iyi ve donanımlı hissetmeye çalışırım çünkü kendimi öyle pazarlayacağım. Ama onlardan biri değilim ve aralarına girmeye, kendimi kabul ettirmeye çalışıyorum ki bu da aniden gelen bir stres yaratıyor. Bir de asansöre binenler var ki hepsine harika davranmak zorundayım çünkü belki mülakatımı yapacaklardan biri odur? Ne sorsam ya da hiç sormasam mı? Kabul edilirsem ne olur, edilmezsem ne olur? Nasıl davranmalıyım, boğazım gıcık yapar mı, ikram ettiklerinde sadece su mu isteyeyim, ne iş yapacağım, acaba burası ve bugün gelecekteki hayatımın ilk günü mü… Derken asansör ineceğim katta duruverir. Ve başıma toplanmış kargacık burgacık tüm düşünce bulutları üflenmiş gibi yok olur.

Tuvalette geçirdiğiniz anlar da böyledir mesela. O an başka bir etkinlik yapamazsınız, meşgulsünüz çünkü. Yapabildiğiniz tek şey ya telefona bakmak ya da hala işe yarayan beyninizi kullanmak oluyor. O kısa zamanda neler düşündüğünüz aşırı öznel, onu genelleyemiyorum. Ama yapabileceğim bir genelleme var sanırım o da kafe veya bar tuvaletleri. Arkadaşlarınızla oturduğunuz, yiyip içip sohbet ettiğiniz eğlendiğiniz zamanlarda ben bir tuvalete gideyim diye kalktığınız zaman tuvaletin kapısını kapattığınız anda başka bir boyuta geçmiş hissediyor musunuz? Orası sessiz ve belli bir alanda kimse yok. Az önce güldüğünüz, hüzünlendiğiniz veya yeni öğrendiğiniz konuyu birkaç saniye düşünüyorsunuz ve tabi o an ne kadar mutlu olduğunuzu, ne de güzel bir akşam olduğunu. Yüzünüzde hala az önceki sohbetten kalma bir gülümseme var  ve kendinizi aynada gördüğünüzde biraz garipsiyorsunuz. Tuvaletin kapısını yeniden açtığınızda da yine başka bir evrene kapı açıyor gibi hissediyorsunuz ve masaya sohbetin içine dalarak oturuyorsunuz.

Beyniniz uyuduğunuz zaman da dahil çalışmayı asla bırakmayarak sürekli size bir şeyler düşündürüyor veya yaptırıyor. Ve siz çoğu zaman bu anların farkında değilsiniz. Günlük hayatımız farkında olmadan yaptığımız rutin eylemlerle geçiyor ve bu rutin beynimizi tembelleştiriyor. Ve beynimiz kendisinin, yaptığı işin farkında olabilen tek organ. Ben bu bahsettiğim tuhaf yerlerde, en az yatağımda tavanı izlediğim zamanlardaki kadar çok karar almışımdır hayatımla ilgili. Arada sırada yalnız yürüyün ve böyle anları iyi değerlendirin derim. Boş zamanlarla dünyayı kurtaracağız.

Reklamlar

2 Comments

  1. Otobüs-metrobüste hayal kurabiliyorsanız takdiri hak ediyorsunuz. Benim “nereye tutunacağım, şu teyze akşam insan mı yemiş, abi su ile tanışsan bak sabunda var” diye söylenmekten öteye gitmiyor yolculuklarım.

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.