Ebediyen Var Olsun İzmir Atatürk Lisesi

Hayatımda büyük bir yeri olan, ergenlikten büyümeye geçerken karakterimin şekillendiği, bilinçlendiğimi, güçlendiğimi ve büyüdüğümü her gün hissettiğim, hayatım boyunca yanımda olacağını bildiğim dostlarımı ve anılarımı biriktirdiğim bir efsaneden bahsedeceğim size. Güzel olan her şeye palmiye dediğim bu yerde, tanıştığım en güzel palmiyelerimden biri olan İzmir Atatürk Lisesi’nden bahsetmesem büyük ayıp ederdim.

İçine girdiğinizde sizi her köşesinde Ulu Önder ile karşılayan, buram buram tarih kokan, ilk kayıt olduğum zamanlar asla her yerini keşfedemeyeceğimi düşündüğüm İzmir Atatürk Lisesi, hala tüm mezunlarının okulum diye bahsettiği bir yer. Okula ilk girdiğim zamanlar oranın tarihinin, isminin, başarısının veya hocaların katılığının verdiği sorumluluktan mıdır bilinmez, beni her ne kadar ürkütmüş olsa da eğitim gördüğümüz süre boyunca kurallardan, güvenliğinden, sınavların zorluğundan şikayet etsek de, arka kapısı kordona çıkan sokaklardan birine açılan, her çıkışımızda Alsancak’ın yeni bir yerini keşfettiğimiz, karne günlerinde kordona kahvaltıya gittiğimiz, birlikte büyüyen yatılılarla, 30 yıldır oradaki öğretmenlerin hikayeleri, düşünce ve davranış özgürlüğüyle, tarihe ve geçmişe saygıyı, bağlılığı öğretmesiyle, çukur bahçesiyle, pavyonlarıyla, olimpik tuvaletiyle, bizi günden güne bir okul milliyetçisine dönüştürmüş ve mezun olma fikri biraz içlendirmiştir bazı zamanlar.

İzmir Atatürk Liseli olmak mı mezunu olmak mı daha güzel bir his karar veremiyorum bazen. Üniversitenin ve sınav stresinin verdiği belirsizlikle biran önce mezun olmayı istediğimiz dönemlerin ardından son yıl her ‘’mezun olacaksınız’’ sözünün nasıl hüzünlendirdiğini hatırlarım. Mezunlar pilav gününde, yaşlı amcaların bizi gördüğünde bizim zamanımızda kızlar yoktu şimdiki çocuklar şanslı deyip, eski anıları dün gibi hatırlayarak anlattıkları ve gülüşürken birden hüzünlenip hey gidi zamanlar, hey gidi koca çınar dedikleri günün, mezun olduktan tam 1 sene sonra daha hüzünlü bir anı olarak hafızamda kaldığını fark etmiştim. Okula girmeden önce veya girdikten sonra öğrendiğim mezunlar da, içinde bulunduğum yıllar boyunca bana bir sorumluluk yüklemişti içten içe. Necati Cumalı’nın, Ahmet Adnan Saygun’un, Kazım Orbay’ın, Halit Ziya Uşaklıgil’in, Şükrü Saraçoğlu’nun, Salah Birsel’in, Ahmet Haşim’in ve daha uzayıp gidecek bir listeyle hayatımızda ve tarihimizde büyük yeri olan pek çok insanın zamanında o taş merdivenlerden koşarak indiği, belki sınavlarda kopya çektiği, belki ilk yazılarını yazdığı, belki gelecek kararlarını aldığı, belki en yakın dostlarını edindiği, bir çok bürokrat, siyasetçi, devlet adamı, yazar ve sanatçıların yetiştiği, Atilla İlhan’ın sevdiğine Nazım Hikmet’in şiirini yazarken yakalandığı, Yılmaz Özdil’in köşe yazılarında, Fatih Portakal’ın haberlerin arasında özlemini yolladığı, Mustafa Kemal Atatürk’ün 2 kez ziyaret ettiği ve geriye bize unutulmaz fotoğrafı bıraktığı, erkek lisesi iken savaş zamanlarında yıllarca tek bir mezun bile veremediği, savaş yılları ile ilgili kırık çan efsanesinin dolaştığı, benim okuduğum zamanlar kız-erkek karışık olan güzel okulumun önünden her geçişimde gurur ve hüzünle bahçesine bakakalıyorum.

 

Uzakta olup gidemediğimiz her mezunlar pilav günü için üzülüyor, nerede bir 125. yıl mezunu görsek hemen eski defterler açılıyor, komik anılar, hüzünler yad ediliyor ve ne sebeple olursa olsun bir araya gelen eski mezunların ya da çoğumuzun yakın arkadaşlarının olduğu ama yıllardır rekabetiyle bilinen BAL öğrencileri ve Atatürk Liselilerin okul zamanlarından konuşmaması imkansız oluyor. Okulun içinde sizi bir arada tutan şey ruhu mudur, hocaların gazlaması mıdır, birkaç ayda bir baştan sona söylenen okul marşı mıdır, sınavların ve zorlayan hocaların bizi bir arada tutma gücü müdür bilinmez, herkesin hayatında büyük etki bırakan, çoğunun en yakın arkadaşını edindiği, her fırsatta görüşmeye çabaladığı bir yere dönüşmesi ve 60-70 yaşındaki mezunların dahi hala görüşüyor olması kaçınılmaz gibi bir şey hepimiz için.

İzmir’in en güzel yerinde olmasından tutun, okulun her yerinin çam, meyve ve palmiye ağaçlarıyla kaplı olmasına, sarı-mor renklerinden bir kapısının kordona bir kapısının fuara açılmasına, kitap fuarı zamanlarında okulun resmi etkinliğinin fuara gitmek olmasına, Veda filminin bir sahnesi merkez binamızda çekildiği için sınıf sınıf konferans salonuna gidip hep birlikte hüzünlenerek izlememize, korosundan tutun resim yapanına, milli yüzücüsüne, üniversite başarılarına, yemekhanede tabak düşüreni alkışlamadan, ilk girdiğimizde sınıflarda çöp kutusu olmamasına girdiğimiz şoka, toplu dolap kiralama maceralarından unutulmaz tenefüs gıybet buluşmalarına, çok kısa eteğe de çok uzun eteğe de karışan Sedat Hocasına, aşık olduğum okul üniformamdan tutun bayrak takımına ve Gezi Parkı zamanı kapılarını açan güvenliğine kadar bunu okuyan İzmir Atatürk Liselilerin içini burkarken göğsünü kabartacak daha pek çok şeyden bahsedebilirim. Ancak hiçbiri, yukarıda anıları depreştiren pek çok şey de dahil, büyük ihtimal şu yazacağım satırlar kadar çok burkmayacaktır:

Bize iman veriyor hür vatanın hür sesi,
Ebediyen var olsun İzmir Atatürk Lisesi!
İ-İ-İAL.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.