Sosyal Medya Bağımlılığı

Şimdi aynı sizin gibi itiraz etsem de benim de içinde olduğum sosyal medya bağımlılığımdan bahsedeceğim ki çoğunlukla şikayetçi olarak da değil. Ben zaten hali hazırda bir şeylere bağlanma konusunda hassas bir insan olarak yeni bir şeye bağlanmama şaşırmıyorum. Hadi bu yazı boyunca beni kınayalım var sizin hiç sosyal medya bağımlılığınız yokmuş gibi davranalım tamam mı :)))))))

Her şey Messenger’la başladı o zaman ortaokuldaydık şimdi diyeceksiniz ki o sosyal medya değildi bir sohbet aracıydı ama yanılacaksınız. Çünkü orası ruh haline göre profil resmi değiştirdiğimiz, tarza göre Hilary Duff veya Avril Lavigne’i profil resmi bellediğimiz, ne dinlediğimizi herkese duyurduğumuz, durum değişiklikleriyle atar gider yaptığımız, aynı anda 40 50 arkadaşımızın çevrimiçi olabildiği bir ortamdı. (R.I.P messenger). Sonra Facebook’la tanıştık ve paylaştığımız resimleri, şarkıları herkesin görebildiği bir sayfada paylaştık bu sefer, sevdiceğe kur yapmak için profil resimleri değiştirildi, resim çekme skillleri geliştirildi, photography by’lar türedi, aynı fikirde daha kolay buluşabilen insanların grupları patladı, “xD” altın çağını yaşadı filan derken Twitter’a dahil oluverdik. Twitter daha basit ve daha özgürdü. Hem Facebook’a aileler de girmeye başladığından iyi olmuştu, özgürce yazıp sallayabildiğimiz, komikli siyasi her türlü şeyi aynı yerde yazıp okuyabildiğimiz bir genç mecramız vardı. Burada biraz fenomen kavramıyla tanıştık ve biz de olmak istedik, enn komik benim, hayırrrr benim diye diye en çok Bihter Ziyagil, Yıldız Tilbe, İbrahim Tatlıses ve Ezel- Eyşan capsi yapanın kazanacağı bir yarış ortamına dönüverdi.

Sonra her şeyin çığrından çıktığı nokta; İnstagram hayatımıza girdi. Başta facebookvari profil resimlerinin paylaştığı yer, sonradan bir şov alanına dönüştü. Fenomen hesaplar, ünlüler, yaşam koçları, zengin aile çocukları derken bir sidik yarıştırma ortamına dönüşen instagram gerçek anlamda çığrından çıktı. Artık artist yemekleri sırf instaya koymak için yiyenler veya hatıra diye değil instagrama koymak için fotoğraf çekilip anın tadını çıkartamayanlar var. Yani şimdi biz de yapıyoruz bunu amacım bok atmak değil. Bir hatıralık foti, bir instagramlık düzgün foti, bir de snapchatten selfie filan diye diye saaatleeer süren foto çekilme seanslarımız var. Ama bazen de öyle günler olur ki fotoğraf çekilmeye vakit ayıramayacak kadar güzel vakit geçirirsiniz, işte o zamanlarda sadece günün hatırasını birkaç kare kayda alın. Çünkü bazen fark ediyorum ki manzaralı bir yere gidince o anı çekme merakımdan manzarayı sadece telefonun ekranından izlemişim ve o an geçip gitmiş. Yani bu delilik değil de ne? Allahtan 16 gblık telefonum var da hafızam dolduğundan fazla çekemiyorum. Mesela bu kurduğum cümledeki garipliğe de bak. Telefonumda 4000 küsür fotoğraf ve işlerimin çoğunu halleden bir sürü uygulama olduğu için resim çekemememden bir yandan da mutsuzum yani… Kaçınızın evinde sadece annenizin 2 yılda çekilmiş 4000 fotoğrafı var allah aşkına? İşte elimizdeki imkanlar bizi şuursuz insanlar yapmış artık iyice ne yaptığımızı dahi bilmiyoruz.

Ve ben metrobüste, metroda, otobüste, odamda, yatmadan önce, sabah uyanınca, koltukta, televizyon izlerken, tuvalette… Bakabildiğim her an sosyal mecraların tamamına girip güncellemelere bakıp hayatıma öyle devam ediyorum çünkü hiçbir şey kaçıramazmışım gibi geliyor. Dünyada, çevremde ne olup bitmiş, ben burada pineklerken komşuda bilim adamları neler keşfetmiş, ben derdimi dert zannederken bugün açlıktan kaç kişi hayatını kaybetmiş, nerede savaş çıkmış, nerede ödül töreni olmuş hepsini biliyorum. Ha bunların kaçı için ne yapıyorum o konu şaibeli. Ama biliyorum yani. Hatta yıllardır görüşmediğim arkadaşlarımın tüm hayatlarına hakimim; ne yaptılar ne ettiler, nerelerde takılırlar, sevgilisinden ne zaman ayrıldı, hangi okulu kazandı vesaire. Bu bakma hevesim ve isteğimden bazen rahatsız oluyorum doğru, ama babamın olduğu kadar değil mesela nitekim kendisi itiraf etmese de facebooka bayılıyor yani gözlükleri burnunun üzerinde ve bıçak kadar keskin yorumlarını kimseciklerden esirgemiyor. Ama mesela elim ayağım titreyecek kadar da değilim. Yediğim resmi paylaşmam mesela ya da sevdiklerimle vakit geçirirken saatlerce telefonu unuttuğum olur. Ama yine de masum değiliz hiçbirimiz…

Bunun dışında takipçi manyaklığı meselesi var ki o çok derin, başka yazının konusu olsun. Bir de bu bağımlılığı eleştiren ve aşırı zekice illustrasyonlar çizen sanatçılar var ki, bakarken tam hayran kalacağım sonra baktığım mecranın Facebook olduğunu fark ediyorum. Resimlerinde beni ezip büzen ve aptal gibi göstererek saygı toplayan sanatçımız, eserlerini dijital ortamda çizip yayınlamış. Yok ya? Ancak 21. Yüzyılda yaşıyorsak, geri kafalılığa da gerek yok diye düşünüyorum, bir şeylere adapte olmaktan çekinmiyorum yani belki de bağımlıyımdır ve it’s okay. Yani bana göre sosyal medyada gerçekte yaşamadığım hayatı göstermeye çabalama ve sosyal medya için yaşama şizofrenisine girmesem yeterli. Tabi ki şuna da katılmıyor değilim; hiçbirimiz sosyal medyada görünen hayatı yaşamıyoruz. Hiçbirimiz instagram hesabımızdaki resimler kadar mutlu değiliz hep veya orada göründüğü gibi gezmiyoruz, dertsiz tasasız değiliz ya da twitterda bahsettiğimiz kadar politik de olamıyoruz. Ama zaten sosyal medya bu yüzden de biraz popüler olmadı mı? Hepimiz olduğumuzdan daha güzel hayatlara sahip olmak istiyoruz ve bunu gerçekmiş gibi yapabileceğimiz mecralar var. Ve tabi ki ağlarken resim çekip koyacak halimiz yok veya sınav haftası topuzumu ve leş yemeklerimi orada paylaşacak değilim. Özetle hepimizin orada daha mutlu görünmesi çok normal. Çünkü orası bizim sadece herkese göstermek istediğimiz yüzümüz. Yine söylüyorum; abartmadığımız sürece.Tabi siz değilsiniz bu bahsettiğim, benim yani. Sosyal medyasız da yaşarız abi eskiden sosyal medya mı vardı değil mi? Aynen bebişim.

 

Ki üzerine yeni iş kolları türeyen, milyonlarca insanın içinde bulunduğu, hayatlarına bir şekilde dahil ettiği ve bu kadar fazla bilgi akışının olduğu derya deniz bir ortamdan kendimi soyutlamam aşırı büyük bir aptallıkmış gibi geliyor. Hayatını dağda ormanda yaşayıp telefon kullanmayanlara, sosyal medya sevmiyorumculara da saygım var ben onları eleştirmiyorum (az önce aptal dedim özür diliyorum) yani hatta vay be diyorum. Rica ediciim ama onlar da bana saygı duysunlar. Gerçi sesimi sadece sosyal mecrada duyurabildiğim bu ortamda büyük ihtimal bu yazılanları görmeyecekler ama olsun. Şimdi buradan gidip manzara, yemek ve of trafikkk storycilerini izleyip biraz daha zaman öldüreceğim. Hoşçakalın.

Reklamlar

2 Comments

  1. Hocam, ”Bunun dışında takipçi manyaklığı meselesi var ki o çok derin, başka yazının konusu olsun.” dediğiniz yazıyı göremedim. Belki ben atlamış da olabilirim, öyle ise şimdiden çok özür. Eğer yazmadıysanız en kısa zamanda yazmanız dileğiyle… 🙂

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.