Tahammül etmenizi istememe tahammülünüz var mı?

Tahammül etmek ya da edememek aslında tamamen bir seçim. Tahammül edememek rahatsız olmakla aynı şey değil aslında karıştırılsalar da. Bir şeyden gerçek anlamda rahatsız olmakla, bilinçli şekilde sabretmeyi istememek farklı şeyler. Yani aslında gayet katlanılabilir bir durum var belki, sabretsen gerçekleşecek bir olay veya sana zarar veren bir şey değil. Ama yine de bazen sırf senin belki görüşüne belki inancına belki ahlak kurallarına uymadığı için ya da çoğu zaman kendi üstün benliğin ve egona ters düştüğünü düşündüğün şeylere tahammül etmiyorsun.
               Dedim ya bu bazen banka kuyruğu oluyor, bazen kendi çocuğunun ağlaması, sınıftaki hocanın 50 dakikaya uzattığı dersi, sıra arkadaşının kalem tıklatması, sana verilen görevler, kötü şakalar yapan biri, alıngan sevgilin, çok soru soran akraban, çok konuşan arkadaşın, senden farklı davranan kardeşin, kuşak farkındaki baban, teknolojiyi öğrenemeyen annen, yeni sildiğin yerlere basan ev arkadaşın, hava durumu, patronun, 10 dakika geç gelen yemek siparişin, her gün sayıp sövdüğün şehir trafiği, bir kişinin giyim tarzı, ses tonu, dini inancı, cinsiyet tercihi, siyasi görüşü ve daha bir sürü şey… Düşününce ne kadar tahammüllüsün sence? Bu örneklerden yarısından fazlasına veya benim aklıma gelmeyen dahasına da sahipsen, bal gibi de tahammülsüzsün.
      Ve aslında neden tahammül etmelisin biliyor musun? Çünkü buna ihtiyacın var. Yaşadığın bu coğrafya ya da daha geneli bu dünyada, akıl sağlığını koruyabilmek ve daha laçka sinirlere sahip olabilmek için geliştirmen gereken mekanizma, kendi tahammül seviyen. Bu demek değil ki olaylara karşı kayıtsız kal, asla isyan etme, sorgulama, kabullen, sistemin parçası olmayı dene. Adaletsizliğe, eşitsizliğe, şiddete, nefrete karşı tahammüllü olalım demek asla değil bu. Ya da tahammül sınırlarını ciddi anlamda aşan ve niyetini suistimal edenlere karşı gelme demek de değil. Bu sadece her şeyi denemene rağmen değiştiremeyeceğin bazı şeylere ayak uydurmaktır bazen, ya da normalde yanlış ya da kötü olmayan bir şeyi sinir haliyle kestirip atmamaktır, sevdiğin insanları, çevreni hemen kırıp dökmemektir, bir şeylerin senin sabrından egondan veya gereksiz ahlak kurallarından daha değerli olabileceğini kavramaktır, sakince ve mantıklı düşünebilmektir.
    Birilerini ya da bir şeyleri kaybetmek bizim için çok kolay olmamalı çünkü. Hayatımızda yerine yenilerini koyamayacağımız kadar değerli şeylerimiz olmalı. Bazen bir insan, bazen bir eşya, ya da belki bazen yaptığınız seçimler. Ama onlara değer verir ve bizi biz yapan şeylerden sayarsak, eksikleri, fazlaları, hatalarına göz yumacak kadar değerli şeylere sahip olmak bizi zamanla daha tahammüllü ve normale yakın biri yapabilir. Bu bizi ne küçültür ne de ezik bir insan yapar. Affetme ve sabretme yetisi daha güçlü biri olduğunuz anlamına gelebilir yani neden olmasın? Tamam belki unutmazsınız hiçbir şeyi, ama her şey bir gün geçer, o anki ateşi hep söner. Kendi içinizde önce kendinize sonra çevrenize karşı daha az acımasız, daha affedici ve tahammüllü olun ve bu kadar kırılgan olmayın. Camdan değil 206 tane kemikten, ortalama da 50 kilo filan etten yapıldınız. Damardı bağdı sinirdi derken bir vazo kırılganlığında olmanız ve ‘tekrar yapışmıyor kırılan vazonun parçaları….’ melankolisine girmenize gerek yok. Bırakalım kırılsın kalbimiz, bırakalım engel olamayacağımız can sıkan şeyler olsun bazen hayatta, bırakalım değiştiremeyeceğimiz trafikten veya 4 yıldan önce bitmeyecek okuldan şikayet etmeyi. Bazıları belki değişebilir evet ama onun için yeterince çabalamalısın ve olmadığında kendine ve çevrene işkence etmeyi bırakmalısın. Çünkü bazen şikayet etsen de değiştiremeyeceğin şeyler olduğunu kabul etmelisin. Çoktan olup bitmiş şeyler gibi mesela ya da insanların kafasının içine girmek gibi. Sonuçta insanlarla ilgili sorunlarında, müdahale edebileceğin ilk şey sensin. Hatta bazen değiştirebileceğin tek şey de. İnsanların düşüncelerini davranışlarını değiştirmeyi ne kadar denesen de bazen doğrudan etki edemezsin. Ama sen daha farklı düşünen biri olabilirsin. Bazı küçük hatalara göz yumabilir ve insanın bencil doğasını kabul etmeye başlayabilirsin. Unutma ki sen de bencil bir benliğe sahipsin ve aslında tahammülsüzlüğün de bundan. Senin fikir yapına uymayan her şeye karşı savaş açamazsın, bazen dinlemen, anlaman ve kabullenmen gerekir çünkü dünya üzerindeki her insan aynı düşünemez, hatta senin gibi hiç düşünemez.
      İnsanları olduğu gibi sevmez ve kabul etmezsek, hayatımızda bize biyolojik olarak en yakın insan olan kardeşimiz bile bizden bu kadar farklıyken diğer insanların bambaşka dünyaları olacağını anlayamazsak ve empati kuramazsak, dünya üzerinde isyan ettiğimiz büyük savaşların küçüklerini kendi hayatımızda, duygularımızla çıkartmış oluruz. Sen onun dini inancına saygı duymuyorsun, onun senin giyim tarzına tahammülü yok, o geçen gün neden öyle dedi, bu neden bu kadar alıngan, şu bazen çok konuşuyor, beriki arayıp sormuyor… Bakın bu kadar öfkeyle yaşanmaz arkadaşlar. Bırakın ya üstünüzdeki ağırlıkları. Herkesin bir hayatı olduğuna, dertleri, üzüntüleri, yorgunlukları, yoğunlukları, kafa dalgınlıkları, inançları, bağlılıkları olduğunu bir kabullenin artık.
      Yani demem o ki; ya kaçamayacağımız gerçeklere tahammül etmeyi öğrenelim, ya da tam da şimdi tası tarağı toplayıp ormana yerleşelim. Zira insanın sorunu kendiyle, yani doğrudan kendi türününe tahammülü yok galiba…
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.