İzmirlileştiremediklerimizden misiniz?

Her şey Yılmaz Özdil’in Hürriyet’teki İzmir yazısıyla başladı.  Dedi ki biz İzmirliler şöyleyiz biz İzmirliler böyleyiz çekirdeğe çiğdem deriz, yengeni yeriz, domatese domat deriz. Doğma büyüme İzmirliyim, ben hayatımda böyle itici bir yazı okumadım. Neden itici şimdi açıklıyorum. Yılmaz Özdil bunu yazdı ve aldı yürüdü bir furya başladı. Capsler yapıldı efendime söyleyeyim tişörtlere basıldı, İzmirliler sahiplendi şehrimizi ne güzel anlatmış evet biz aynen öyle deriz dedi. Ve sanki sadece İzmirliler bir şeylere başka şeyler diyormuş da, kendini herkesten üstün görüyormuş gibi, ayy canım biz İzmirliler böyleyiz valla ay bu arada klorağı biliyo musun sen?? ciler türedi. Biri de çıkıp demedi ki biz kaç milyon yıldır insanoğlunun yaşadığı topraklarda yaşıyoruz, her şehirde bir şeye başka şey dendiği oluyor zaten… Benim 2 Hataylı arkadaşım var, kendi aralarında konuştukları mezeleri ben hayatımda duymadım mesela. Her yerde var bu yahu. Bunun adı çeşitlik, bunun adı dilin kültürün zenginliği değil mi? Yani annem doğduğumdan beri o nesneye gevrek demiş, bu nesneye banko demiş ben ne yapabilirim? Bu bardağa bardak demekle aynı benim için yani neden eleştiriliyor ya da yüceltiliyor? Ama yok efendim biri ilk taşı attı ya hadi bakalım buyurun kaosa. Sonra İstanbul’a gelince simitçi abiye ben bir çekirdekli gevrek alayım diyen mi ararsın, fırına gidip boyoz yok abi resmen inanamıyorum diyen mi… Ve bunların hepsi aa siz İzmirli misiniz? Sorusunu duymak için yani. Valla aynen ya ağzımdan kaçtı ÇEKİRDEKLİ ÇİĞDEM kelimesi. Yahu tekerleme gibi bir kere ağzından nasıl kaçabilir biz bilmiyor muyuz neden yaptığını senin.

 Diğer bir konu da İzmir’in güzelliğini anlatmaya çalışan bu yazı gibi her yazıda yapılan bir hata. Bazıları İzmir’in güzelliğini kızlarına bağladı, denizi kız, kızı deniz kokar dedi, bazıları İzmir’in kızları rahat dedi şöyle dedi, bazıları meziyet kızlarında değil onları öyle rahat yetiştiren babalarına bir alkış asıl olay erkeklerinde dedi… Her konuda olduğu gibi güzel şehrimin güzelliklerini anlatırken de bölündüler, ayrıştırdılar, cinsiyetçilikten bahsetmek dahi istemiyorum. Halbuki Smyrna’nın güzelliğinin ismindeki tarihe bile dayandığından, ilk kurşunun orada atıldığından, yanıp kül olan sahilinin nasıl yeniden ayaklandığından ve yanarak yok olan tarihe bile nasıl sahip çıkıldığından bahsetmedi kimse. İzmirlilere özenen de oldu, yeren de. 10 yaşında İzmir’e taşınıp ben İzmirliyim diyen nicelerini gördü bu gözler. Ha buyursunlar başımız üstüne ama asıl durum şu ki; aynı bu İzmir’i uzak başka diyarmışçasına anlatanlar gibi onlar da asıl gerçeği hep atladılar. Asıl konu, evet geniş dünya görüşü olan ailede doğmakla başladı; kızım bak bu Atatürk diyen anneden, kızının saçlarını toplayan babaya, sokakta hala oynayabilen çocuklara, arkadaş olsunlar diye kızlarla erkekleri yan yana oturtan öğretmenlere, yazın maddi durum gözetmeden herkesin gidebildiği plajlara, lise arkadaşlıklarına, idarenin açık görüşlülüğüne, marştan sonra Türk sanat müziği öğreten öğretmene, tarihçinin yakasındaki Atatürk rozetine, okul çıkışlarında gidilen sahil kenarına, güzel yaz akşamlarına, göçmen komşusuna, rum evlerine, aynı sokağın devamındaki camiyle kiliseye, güler yüzlü Eshotçusuna, selam veren esnafına, her caddedeki Atatürk büstüne, Zübeyde Hanım’ın mezarına, deniz-kum, deniz-çim; denizle olabilecek her kombinasyonun güzelliğine, sahil boyu palmiyelerine ve her denize çıkan sokağına borçlu İzmirliler İzmirli olmayı. İşte bu zincirleme güzellikler İzmir’in kızını özgüven sahibi yaptı,  aldıkları özgüven ve onları kendi ayakları üzerinde durduran güç; güzel ve alımlı yaptı. Babaları da kızlarına güvendi, erkekler kadının itip kakılacak obje değil en iyi yol arkadaşı olacağını anladı. Herkes tarihini bildi, herkesi olduğu gibi sevdi. Atasını unutmadı, geçmişini silmedi, sonradan İzmirli olanı da bağırna bastı. İşte İzmir bence böyle İzmir oldu. Arkadaşlar bırakın da bir zahmet övünelim ya göğüm kabardı resmen İZMİR’İN DAĞLARINDA diye balkona koşucam şimdi.  Övünelim de yani boyozla değil bunlarla :),

 

Neyse öyleydi böyleydi derken bu anlattığım itici furyayla İzmir antipatisi türeyeyazdı insanlardı taa ki bir futbol takımı maç sırasından İzmir’in Dağları’nı söyleyene kadar. Sonra kardeş takımı da söyledi, rakip takımı da. Referandumda bir görüşün milli marşı oldu, İzmir’i yeniden kucakladılar bağırlarına bastılar. Tek kurtuluş gibi gördüler, minnet duydular, sevdiler, İzmir Gelsin! dediler.

   İstanbul’da okuyan İzmirli bir öğrenci olarak evet boyozla yumurtayı da özlüyorum kumruyu da. Ama en çok yazın şortları çekip arkadaşlarımla Alsancak Sevinç’te buluşmayı, yol boyu gördüğüm herkesle selamlaşmayı, güler yüzlü toplu taşıma kalabalığını, gençlere yorgundur diye yer veren yaşlıları, çekinmesin diye bir kadınla aynı yolda yürürken hızlıca önüne geçen koca yürekli delikanlıları, balkondaki akşam yemeklerini, babamın bana şarap almasını, yolda elele yürüyebilen mutlu çiftleri görmeyi özlüyorum. Bize bunlarla gelin ne meseleymiş boyozunuz kumrunuz domatınız. Her yere bunlardan lazım asıl. Şehrin ruhu lazım, denizi lazım, insanların bakış açısı lazım; kahveci gazozcu gevrekçi arabası değil. Yoksa ben gevreğimin boyozumun yumurtamın acısını bağrıma basar, 1 simit yanına yağlı börek alır gözümde bir damla yaşla burada da yerim…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.